Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
6 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Ada atmosferinde caz

Ada atmosferinde caz

MELTEM [email protected]

2017'de yola çıkan Bozcaada Caz Festivali, 4-5-6 Eylül’de 10’uncu kez müzikseverlerle buluşuyor. Bu yıl "Geçicilik / Im­permanence" temasıyla ‘an’ın de­ğerini birlikte keşfetmeye çağıran festival, adanın dokusuyla bütün­leşerek kolektif bir hafıza alanına dönüşüyor. Görsel dünyası Mon­roe işbirliğiyle gerçekleşen festi­valin 10’uncu yıl tasarımları Gam­ze Yalçın’a ait. Madrid’de yaşayan sanatçı, festival süresince atölye çalışmaları da yapacak. Festivalin kalbi yine Ayazma Manastırı'ndaki ana sahnede atarken, Habbele Be­ach gündüzden gün batımına de­niz kıyısında elektronik seslere ev sahipliği yapıyor. Seyirci katılımı ücretsiz olan Salhane Sahnesi ise yeni seslere alan açan "radar" kim­liğiyle gün boyu dinleyicileri ağır­lıyor.

"Geçicilik" teması etrafında şe­killenen ‘’Keşif’’ programı, panel­ler, atölyeler, ada yürüyüşleri ve özel projeleriyle festival boyun­ca tüm adaya yayılıyor. Onuncu yıl seçkisinde adalılık, bağcılık, gi­rişimcilik, yapay zeka ve kültürel politika üzerine sohbetler; müzik ve seramik atölyeleri, caz söyleşi­leri, performanslar ve kuş gözlem etkinlikleri gibi buluşmalar yer alıyor. Festivalin kurucularından Murat Sezgi ile bu yılki programı konuştuk.

Bozcaada Caz Festivali bu yıl 10’uncusunu yaşatacak. Nasıl bakıyorsunuz bu 10 yıla bugün­den? Başlarkenki hedefler/ha­yaller nelerdi, nasıl gelişti her şey?

Başlangıçta elimizde 10 yıllık, je­nerik bir strateji planı yoktu. Dün­yanın en güzel coğrafyalarından birinde, açık hava formatında, caz ve doğaçlama müziği odağında ve İstanbul dışında olan bir iş kurgu­lamak istedik. Bozcaada Caz Fes­tivali gerçekleşene kadar, büyük şehirler dışında bu formatta, yeni müziklere de yer veren, deneyim etkinlikleriyle çevrili bir caz festi­vali yoktu. Özellikle caz müziği bi­raz elit ve erişilemez, anlaşılamaz, biraz uzaklaştırıcı görülen yerle­re de gitmişti. Biz herkesin rahat, kendisi gibi olabildiği, programda isim hiyerarşisi olmayan bir festi­val kurgulamak istedik. Mümkün olduğunca duyarlı, meraklı, öğre­nebilen bir festival olsun diye yola çıktık. Yeni müzikler, konular, ki­şiler buluşsun, hibrit ve farklı işler ortaya çıksın hayali kurduk. Eki­binin, sponsorlarının, müzisyen­lerinin, paydaşlarının iyi hisset­tiği bir iş ortaya çıkarmak istedik. Geriye dönüp bakınca, festivalin tıpkı canlı bir organizma gibi dö­nemlerinin olduğunu, çoğu şeyin kalıcı olmadığını, hatalar etse, ba­zen kalpler kırsa da çoğu insanda olumlu bir iz bıraktığını görüyoruz. Çok fazla paydaşı olan, gitgide her şeyin ekonomik anlamda zorlaştı­ğı bir dönemde ilerleyen, hassas bir bölgede yapılan bir iş. Özenli, ihtimamlı, aynı zaman­da güçlenecek şekilde ilerlemesi gerekiyor. Biz de o dengeyi başar­maya çalışıyoruz.

Bu yılın teması “geçicilik”, hız çağında bizi biraz ‘durma­ya’ mı çağırıyor?

Aslında durmaya değil; kalıcı ol­ma, bir yerlere anıt dikme saplantı­sından kurtulmaya çağırıyor diye­biliriz. İnsan doğası gereği 10’uncu yılda 'Biz buradayız ve hep kalaca­ğız!' diye bağırmak istiyor. Sahne­de havaya karışan bir nota, bir da­ha asla aynı şekilde duyulmuyor­sa; onu eşsiz yapan da uçup gitmesi ise, biz de aynı şekilde hem zorluk­ların, hem de güzelliklerin geçi­ciliğine odaklanmak istiyoruz bu sene. Hiçbir şeyin birbirinden ba­ğımsız olmadığını, hiçbir şeyin tek başına var olmadığını, her şeyin et­kileşim halinde olduğunu ve geçi­ciliğini kutlamak istiyoruz.

Adayla bütünleşmek

Festivali yal­nızca bir mü­zik buluşması olmaktan çı­karan, atölye­lerden yürü­yüşlere hat­ta bağcılık kültürüne uzanan var olduğu ‘yer’le temasta kalan bir bakı­şı var. Adanın kendisi mi böyle baktıran?

Kesinlikle. Bozcaada sadece ça­dırımızı kurup üç gün sonra terk et­tiğimiz, arkamızı dönüp gittiğimiz bir 'fon' değil; festivalin ana karak­teri. Dışarıdan gelip adanın kay­naklarını tüketmek yerine, adanın kendi meseleleriyle dertlenmeyi seçtik. Kalesi, bağcılığı, somut olan ve olmayan kültürel değerleri üze­rine çalışmalar yapılmazsa, bu ko­nular odak noktada durmazsa, üze­rine düşünülmezse, adayı seven herkes tarafından, hatta kamu ta­rafından korunmazsa elimizde yal­nızca deniz, kum, güneş ve Instag­ram beğenileri kalıyor. Doğal gü­zellikleri ve tatil yeri özellikleri de kalsın tabii ki, ancak onlardan önce kültürel bağlamı, hikayelerini, ya­şanmışlıklarını, katmanlarını or­taya çıkarmak gerekiyor. Festiva­lin Keşif buluşmaları da neredeyse artık festivalin kendisi kadar de­ğerli bir hale geldi ve ayrılmaz bir parçası oldu. Burada hem festiva­li, adayı ilk defa deneyimleyenlere, adalılara, daha önce çokça kere gel­miş olanlara, herkese bir deneyim alanı açıyoruz.

Haber Orijinal Kaynağı