Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
26 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Almanya'da aşırı sağın yeni Avrupa planı ortaya çıktı: Brexit'ten sonra Dexit mi?

Almanya'da aşırı sağın yeni Avrupa planı ortaya çıktı: Brexit'ten sonra Dexit mi?

Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Avrupa Birliği'nin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.

2013 yılında kurulan ve ilk dönemlerinde Almanya'nın Euro Bölgesi'nden ayrılmasını savunan AfD, değişen siyasi koşulların ardından Avrupa politikalarını yeniden gündeminin merkezine aldı.

Partinin eş genel başkanı Alice Weidel, Strazburg'daki Avrupa Parlamentosu'nda düzenlediği basın toplantısında AB'nin kurumsal yapısını kökten değiştirmeyi hedefleyen önerilerini tanıttı.

AfD'nin planı, Avrupa kurumlarının yetkilerinin sınırlandırılmasını, ulusal egemenliğin güçlendirilmesini ve Almanya'nın AB içindeki mali yükümlülüklerinin azaltılmasını öngörüyor.

Weidel, mevcut AB yapısının ciddi reformlara ihtiyaç duyduğunu savunarak karar alma yetkisinin yeniden ulusal parlamentolara ve hükümetlere verilmesi gerektiğini söyledi.

AB'NİN YETKİLERİNİ KÖKTEN DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR

AfD'nin hazırladığı reform planının merkezinde, Avrupa Birliği'nin ulusüstü siyasi yapısının zayıflatılması bulunuyor.

Partinin önerilerine göre Avrupa Parlamentosu mevcut işlevini kaybedecek ve ulusal parlamentoların temsilcilerinden oluşan, daha sınırlı yetkilere sahip bir yapıya dönüştürülecek.

Bu doğrultuda doğrudan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin kaldırılması da hedefleniyor.

Avrupa Komisyonu'nun siyasi karar alma ve yasa teklif etme yetkilerinin sınırlandırılması, kurumun esas olarak idari görevler üstlenmesi isteniyor.

AfD ayrıca Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın mevcut yetkilerini azaltmayı ve ulusal yargı sistemlerinin konumunu güçlendirmeyi savunuyor.

Partinin bu önerileri, AB'nin mevcut karar alma mekanizmalarının büyük ölçüde değiştirilmesi anlamına geliyor.

'ALMANYA, BRÜKSEL'İN FATURASINI ÖDEMEMELİ'

Weidel'in Avrupa planında öne çıkan bir diğer başlık, Almanya'nın AB bütçesine yaptığı mali katkılar.

AfD lideri, Almanya'nın Avrupa'nın en büyük ekonomisi olmasına karşın birliğin temel finansman sağlayıcılarından biri olarak kalmasını eleştiriyor.

Parti, Almanya'nın AB bütçesine yaptığı ödemelerin azaltılmasını ve Berlin yönetiminin mali konularda daha fazla söz sahibi olmasını talep ediyor.

AfD'nin önerileri arasında, Avrupa Merkez Bankası'nda büyük ekonomilerin oy ağırlığının artırılması da bulunuyor.

Bu yaklaşım, Almanya'nın parasal kararlar üzerindeki etkisinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Weidel, AB bürokrasisini de hedef alarak Avrupa kurumlarının büyüklüğünü ve çalışma biçimini eleştirdi.

AfD'nin planı, Brüksel'deki kurumların siyasi yetkilerini azaltırken üye devletlerin karar alma gücünü artırmayı öngörüyor.

ALMANYA AVRUPA BİRLİĞİ'NDEN AYRILACAK MI?

AfD'nin geçmişte savunduğu ve Almanya'nın Avrupa Birliği'nden ayrılması anlamında kullanılan Dexit seçeneği, partinin yeni planında doğrudan öncelikli hedef olarak yer almıyor.

Ancak bu seçenek tamamen gündemden çıkarılmış değil.

Weidel, Avrupa anlaşmalarında talep ettikleri değişikliklerin yapılmaması durumunda Almanya'nın AB üyeliği konusunda referanduma gidilebileceği mesajını verdi.

AfD, AB'nin mevcut yapısını değiştirmeye yönelik girişimlerin başarısız olması halinde üyeliğin halkoyuna sunulmasını savunuyor.

Bununla birlikte Almanya'da böyle bir referandum düzenlenebilmesi için anayasal değişiklik gerekebileceği, bunun da Federal Meclis ve Federal Konsey'de nitelikli çoğunluk gerektirdiği belirtiliyor.

SCHENGEN'DEN ÇEKİLME SEÇENEĞİ MASADA

AfD'nin planında göç, dış politika, savunma ve sosyal politikalar gibi alanlarda yetkilerin yeniden ulusal hükümetlere devredilmesi öngörülüyor.

Weidel'e göre savaş ve barış konularındaki kararlar, devletlerin egemenlik yetkileri kapsamında kalmalı.

AfD lideri, bu çerçevede Avrupa ülkelerinin Ukrayna'ya sağladığı kapsamlı mali desteği de eleştirdi.

Parti, Avrupa Birliği'nin ortak siyasi karar alma yetkilerinin azaltılmasını ve daha çok ekonomik ve ticari işbirliğine dayanan bir yapıya dönüştürülmesini savunuyor.

AfD ayrıca Almanya'nın ulusal çıkarlarıyla çeliştiğini düşündüğü AB düzenlemelerinden çekilebilmesini istiyor.

Bu yaklaşım kapsamında Schengen Anlaşması dahil olmak üzere serbest dolaşım, göç, savunma ve vergilendirme gibi alanlarda Almanya'ya istisnalar tanınması gündeme getiriliyor.

WEIDEL İLE LE PEN ARASINDA YAKINLAŞMA MI VAR?

AfD'nin Avrupa planı, Fransa'daki aşırı sağcı Ulusal Birlik'in önde gelen isimlerinden Marine Le Pen'in savunduğu görüşlerle de benzerlikler taşıyor.

Her iki siyasetçi, Avrupa Birliği'nin ulusal hükümetler üzerindeki yetkilerinin azaltılması ve üye devletlerin egemenliğinin güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Weidel'in önerileri, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán'ın geçmişte dile getirdiği ulusal egemenlik vurgusuyla da ortak noktalar içeriyor.

Bununla birlikte AfD ile Le Pen'in siyasi çizgisi arasında önemli farklılıklar bulunuyor.

Le Pen'in siyasi hareketi, AfD'nin özellikle göç politikalarındaki radikal tutumu nedeniyle partiyle resmî işbirliğine mesafeli yaklaşıyor.

AfD, Avrupa Parlamentosu'nda Le Pen'in siyasi çevresinin yer aldığı gruptan farklı olarak Egemen Milletler Avrupası (ESN) grubunda faaliyet gösteriyor.

Alman basınında ise iki siyasi hareketin AB'nin daha gevşek, hükümetler arası bir yapıya dönüştürülmesi konusunda giderek benzer görüşler savunduğuna dikkat çekiliyor.

HEDEF 2029: 'YURTSEVER ÇOĞUNLUK'

Weidel'in Avrupa reformu önerilerinin uzun vadeli siyasi hedefinde 2029 yılı bulunuyor.

Almanya'da federal seçimlerin ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinin aynı yıl yapılacak olması, AfD tarafından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Parti, Avrupa Parlamentosu'nda aşırı sağ partilerin daha fazla sandalye kazanmasıyla "yurtsever ve sağcı çoğunluk" oluşturulabileceğini savunuyor.

AfD, Almanya'da da iktidara gelmesi durumunda bu siyasi gücü AB anlaşmalarını yeniden düzenlemek amacıyla kullanmayı hedefliyor.

Ancak Avrupa Birliği'nin temel anlaşmalarında kapsamlı değişiklikler yapılması, üye devletlerin onayını gerektiriyor.

Bu nedenle AfD'nin önerilerinin hayata geçirilmesi, yalnızca Avrupa Parlamentosu'ndaki güç dengelerine değil, üye ülkelerin hükümetlerinin tutumuna da bağlı.

Weidel'in yeni çıkışı, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükselişi ve AB'nin geleceğine yönelik tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, birliğin siyasi yapısını değiştirmeyi hedefleyen yeni bir girişim olarak öne çıkıyor.

Haber Orijinal Kaynağı