Çocuğunuza, müşterinize, eğer siyasetçiyseniz vatandaşınıza yalan söylemek sizi kısa vadede rahatlatabilir ancak uzun vadede sıkıntı yaşatır, güvenirliğinizi kaybedersiniz. Bu yazıda İnka İmparatoru Atahualpa’dan Srebrenitsa’ya yalan konusunu irdelemek istiyorum. Çocuklardan başlayalım.
ÇOCUĞA YALAN
Toplumda, “Çocukların iyiliği için onlara küçük beyaz yalanlar söylenebilir” düşüncesi vardır. Bu mantık yanlıştır, ilerde ahlaksızlığa uzanacak yolda bir ilk basamaktır. Siz bugün çocuğunuzun iyiliği için beyaz yalan söylerseniz çocuğunuz da büyüdüğünde sizi üzmemek için yalan söyler. Örneğin üniversiteyi bitiriyor zannettiğiniz çocuğunuzun alttan dersi vardır, size söylememiştir. Çocuklarınız küçükken ezberledikleri bir kitabı size ellinci defa okuturlar. Bunun nedeni bu dünyanın tutarlı bir yer olduğunu, bilgilerin akşamdan sabaha değişmediğini hissetmek içindir. Siz çocuğunuza onu düşünerek küçük bir yalan söylediğinizde çocuğunuzun dünyanın tutarlı ve güvenilir bir yer olduğuna ilişkin inancını sarsmış olursunuz.
ATAHUALPA’YA YALAN
Atahualpa son İnka imparatoruydu. Adındaki “ata” kelimesi İnka dilinde ata anlamına, “alp” kelimesi ise yine alp, savaşçı anlamına geliyordu. Binlerce yıl önce Bering Boğazı’ndan geçerek önce Kuzey Amerika’ya sonra da Güney Amerika’ya geçen ön Türkler, dillerinde benzeri pek çok kelime gibi bu kelimeleri de yaşatmışlardı.
İspanyollar az sayıda askerle İnka yurduna ulaştıklarında ateşli silahları olduğu için imparatorluk ordusunu yendiler, imparator Atahualpa’yı bir odaya hapsettiler. Ardından da İnkalara eğer odayı altınla doldururlarsa imparatorlarını serbest bırakacaklarını söylediler. İnkalar odayı altınla doldurdular fakat işgal kuvvetleri sözlerini tutmadılar. 26 Ağustos 1533’te Atahualpa’yı öldürdüler. Bu olay bu yazıda sözünü etmek istediğim bilinci yalandır.
GAZİLERE YALAN
Çok büyük bir Türk komutan Anadolu’da bir şehri kuşatmıştı. Beni üzdüğü için bu komutanın adını söylemek istemiyorum. Rivayete göre kaledekiler eğer kan dökmemeye söz verirse şehri teslim edeceklerini belirtiler. Komutan kan dökmeyeceğine söz verdi. Kalenin kapıları açıldı, askerlerin silahları ellerinden alındı. Rivayete göre ertesi gün kale dışında büyük çukurlar kazdırdı komutan, gazileri içine koydurdu ve üzerlerini toprakla örttürdü. Bu durumda, kendince verdiği sözü tutmuş oluyordu. Aslında burada bir kandırmaca, yalan söz konusudur. Ancak muhtemelen çok büyük işlerle uğraşan komutan, bunca işi arasında insanlara küçük bir beyaz bir yalan söylediğini düşünmüş olabilir. Küçük kelimesi görecelidir.
SREBRENİTSA’DA YALAN
İnkalara, Anadolu’daki gazilere söylenen yalanın bir benzeri Bosna’da Srebrenitsa’daki gazilere de söylenmiştir. Yugoslavya iç savaşı sırasında kalabalık bir grup Boşnak savaşçı, aileleriyle birlikte kendilerini izlemekte olan Sırbistan kuvvetlerinden kaçıyorlardı. Srebrenitsa’ya ulaştılar. Şehir Birleşmiş Milletler’in denetimi altındaydı. Birleşmiş Milletler’in komutanı Boşnaklara şehre girebileceklerini ancak silahlarını bırakmaları gerektiğini, kendileri tarafından korunacaklarını söyledi. Onlar da bu komutana güvendiler, silahlarını bırakıp şehre girdiler.
Az sonra Sırp kuvvetleri geldi. Aynı komutan onların silahlarını bırakmalarını istemedi, silahlı olarak şehre girdiler. 11 Temmuz 1995’ten itibaren silahlı Sırp birlikleri silahsız Boşnak erkekleri kurşuna dizdi. (Temmuz 1533’te de Atahualpa kandırılarak öldürülmüştü.)
O Birleşmiş Milletler komutanı yargılandı mı, bilmiyorum. Ancak tarih unutmaz, kahramanları, dürüst insanları da hatırlar, insanları kandıran yalancıları da hatırlar. Çocuklara küçük beyaz yalan söyleyebilirim diye başlayan yalancı tavır büyük felaketlere yol açabiliyor.
YAPAY YALAN
İnsanın yalancılığının sonu yok. Yapay zekâ bugün kendi başına yalan söylemiyor fakat birileri yapay zekâdan yararlanarak başka birilerine yalan söyleyebiliyor. İnsanlara söylemedikleri sözleri yapay zekâ ile söyletmek, yapmadıkları davranışları yapmış gibi göstermek artık mümkün. Bir süre önce rakipleri bir siyasi liderine söylemediği sözleri yapay zekâ vasıtasıyla söylettiler. Bu tür bir şeyle toplum ilk kez karşılaşıyordu, o siyasi liderin kendisi dahil herkes gözlerine, kulaklarına inanamadı. Sonra yapay zekâ yoluyla bu yalanın söylettirildiği anlaşıldı. Sorun yapay zekâda değil bazı insanlardaydı.