Atatürk’ün edebiyata ilgisi Manastır Askeri İdadisi’nde Ömer Naci’nin etkisiyle başlar. Anılarında, “Eğer kitabet hocam Alay Emini Mehmet Asım Efendi imdadıma yetişmeseydi şair olup çıkacaktım” cümlesiyle şairliğin kıyısından döndüğünü anlatır. Şair olmasa da şiirle hep iç içedir; Namık Kemal’in, Ziya Gökalp’in, Tevfik Fikret’in şiirlerine tutkundur. Hatta dönemin saygın şairlerinden Rıza Tevfik’e 20 Mart 1903 günü hayranlığını ifade eden bir de kart gönderir. Gençleri de takip eder; 19 Ağustos 1918 günü Fikret’i anma etkinliklerinde Aşiyan’daki kalabalığın arasında yirmili yaşlarındaki İbrahim Alaeddin Gövsa’yı fark eder ve Tanin’deki yazılarını ilgiyle okuduğunu dile getirir. Gövsa, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in gencecik bir yazarı takip etmesinden duyduğu mutluluğu ve şaşkınlığı anılarında bizlere aktarır. Atatürk’ün edebiyata düşkünlüğünü gösteren en güzel örnek de Büyük Taarruz öncesi Akşehir’deki karargâhta Reşat Nuri’nin Çalıkuşu eserini okumasıdır.
‘TUNA’ ŞİİRİ
Atatürk’ün şiirler, manzumeler* yazdığı ve dikte ederek yazdırdığı manzumeler olduğu hatıralarda karşımıza çıkar. Bunlardan biri 1932’de İstanbul vali konağındaki bir baloda geçer. Reşit Galip’in de tanık olduğu gecede Atatürk, zihnindeki dizeleri doğaçlama olarak İsmail Habip Sevük’e okur. Ardından da, “Ben yalnız fikri dikte ettirdim. Bunların veznine, kafiyesine filan bakma, onları sen bir şekle koy” cümlesini kurar. İsmail Habip Bey bu vezinsiz, kafiyesiz şiir taslağını kâğıda döker, Gazi’nin istediği gibi bir manzumeye dönüştürür ve adını da “Tuna Üstündeki Ses” koyar. Tamamladıktan sonra Vali Muhittin Üstündağ ile birlikte birkaç kez Dolmabahçe’ye gitse de Gazi’nin meşguliyetinden dolayı manzumeyi gösterme olanağı bulamaz. Sevük bu olayı anlatırken, “Yazılar vakıa benimdir fakat ona üflenen nefes onun. Burada yazıya değil Ebedi Şef’in aziz nefesinden sinen hatıranın vecdine bakmalı” diyecektir. Atatürk’ün yazdırdığı bu manzume taslağı Faruk Nafiz Çamlıbel’in Cumhuriyetin 10. yılında çıkarmaya başladığı Anayurt dergisinin ikinci sayısında yayımlanır.
ŞİİR OKUDU MU?
Ressam Arif Bedii Kaptan da babası Deniz Çarkçı Üsteğmen Süleymaniyeli Bedii Efendi’den duyduğu bir hatırayı paylaşır bizlerle. Arif Kaptan’ın 1906/1907 yılını işaret ettiği hatıra şöyledir:
“Daha kurmay yüzbaşıyken İstanbul Veznecilerde sık sık görmeye gittiği arkadaşı Evrenoszade Mahir Bey’in konağında haftanın bazı geceleri toplanıp şiir okuduklarını, bu arada Mustafa Kemal’in de kendi şiirlerini arkadaşlarına -dikkati çeken bir içtenlikle- okuduğunu babam anlatırdı.”
MERSİYE GÜFTESİ
Atatürk, 1936’nın kasım ayında Şükrü Naili Paşa ve Korgeneral Ahmet Derviş Paşa’nın ölümünün ardından büyük bir üzüntü duyar. Hafız Yaşar Okur’u yanına çağırır ve “Söylediklerimi not et” dedikten sonra bir şiir yazdırır, bestelemesini de ister. Yaşar Okur da Atatürk’ün yazdırdığı sözleri toparlar, mersiye olarak besteler. Gazi, bu mersiyeyi dinledikten sonra içlenerek “bunu yarın Derviş Paşa’nın kabrinde de okuyunuz” emrini buyurur. Mersiyenin bir bölümü şöyledir:
“Büyük Türk Ordusu.Büyük bir kahramanını toprağa veriyor.Ulu Türk milleti.Değerli bir evladını toprağa veriyor.Toprak!/Bu değeri koynuna almaktan zevk mi duyuyorsun?”
Bununla birlikte yine bir başka hatırada Atatürk’ün dikte ettirdiği bir şiir karşımıza çıkar. Necil Kazım Akses’in bestelediği, librettosunu Münir Hayri Egeli’nin kaleme aldığı ilk Türk operalarından “Bayönder”, 1934’te Ankara Halkevi’nde sahnelenirken Münir Hayri Bey eserin yazımı sırasında Atatürk’ün kendisini Marmara Köşkü’ne çağırdığını ve eserdeki “Bayönder” şiirini yazdırdığını anlatır.
ATATÜRK ŞİİR YAZDI MI?
“Atatürk şiir yazdı mı?” sorusuna en kesin yanıt Prof. Dr. Melahat Özgü’nün 1963’te, Türk Tarih Kurumu bünyesinde yapılan konferanstaki konuşmasıdır. Özgü, Atatürk’ün yazdığı şiiri ve gazeli bulunduğunu, bununla birlikte Fransızcadan da şiir çevirisi yaptığını belirtir. Özgü, Atatürk’ün yazdığını iddia ettiği “Kadidi İstibdat yahut Kırmızı İzler” isimli şiirinin 24 Kasım 1908 tarihli “Şanlı Ordu” gazetesinde yayımlandığını söyler. Hatta bu şiir 1945 yılının kasım ayında Yücel dergisinde de yayınlanır.
Günümüzde bu şiirin Atatürk’ün olduğu konusunda kesin bir yanıt bulunmazken bu konu dönem basınını da ilgilendirir. 1942’de gazeteciler Nurettin Artam ile Hakkı Tarık Us arasında hararetli tartışmalar yaşanır. Şiiri yazan asıl kişinin Mustafa Kemal ile aynı adı taşıyan Ankaralı bir avukat olduğu ifade edilir. Avukat bulunup kendisine bu soru sorulduğunda şiiri kendisinin yazdığını savunur.
Öte yandan 26 Mayıs 1942 tarihli Ulus gazetesinde Dil Bilimci İbrahim Necmi Dilmen’in bir demecine yer verilir. Dilmen’in anlattığı üzere Mustafa Kemal Paşa 1918 yılında Karlsbad’da tedavide bulunduğu sırada Tevfik Fikret’inkilere benzer bir manzumeyi yazmış ve orada okumuştur. Dilmen bu olayı Atatürk’ün kendisine anlattığını ifade eder.
ÇOCUKLARA ŞİİR
Atatürk şiir yazdı mı yazmadı mı, tartışması bir kenarda dursun, şiiri ve edebiyatı ne denli sevdiği bilinmektedir. Ancak şu bir gerçek ki yazdığını bildiğimiz bir şiiri vardır, hem de çocuklarla!
24 Ekim 1933 günü Atatürk, Celal Bayar ile Cebeci’deki Musiki Muallim Mektebi’ne gider, sınıftaki çocuklara, “Şimdi size bir mısra söyleyeceğim. Bunun gerisini beraberce yazacağız. Meydana çıkan güfteyi hemen besteleyip bana söyleyeceksiniz” diyerek sınıfa seslenir. Ardından da ilk dizeyi verir: “Büyük karakterli Türk, çalışır yorulmazsın.”
Ardından da çocuklar parmak kaldırarak öneri dizelerini söyler. Hatta bir dizenin bir bölümünü de Celal Bayar ekler. Şiir kısa sürede çocuklarla birlikte yazılır ve bestelenir. Atatürk böylece çocuklarla bir şiir yazmış olur. Şiir şöyledir:
“Büyük karakterli Türk, çalışır yorulmazsın.Zekân cihandan büyük, müspet ilme bağlısın.Güzel sanat sevgisi, yüreğine ateştirTürk'ün büyük ülküsü, bu dünyaya güneştir.”
Biz de soralım bu güzel hatıranın ardından; dünyada çocuklara bir bayram armağan eden ve onlarla birlikte şiir yazan başka bir lider var mıdır?
* Manzumeler şiir gibi estetik kaygı taşımayan ve dizelerle bir olayı anlatan türdür.
- S. Borak - Atatürk ve Edebiyat, Varlık Yayınları, 1972.
- İ.H. Sevük - Atatürk İçin, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1981.
- Ulus, 10 Kasım 1939.