Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
2 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Bir insan ölünce her şey mi ölür?

Bir insan ölünce her şey mi ölür?

Bakın doğum kaderde yok ama ölüm herkesin kaderinde var. İlki raslantısal, ikincisi ise kesin.

Bir insan ölünce sadece o ölmüyor, yaşadığı sürece kurduğu tüm bağlantılar da ölüyor.

Mesela kaybettiğimiz Şükran Soner’i düşünerek yazıyorum bunları, bir süre akla takılıp sonra uçup giden düşünceleri belki de şimdi yakalamanın ve dile getirmenin zamanı.

Şükran 80 yaşında neler yaşadı, çocukluğu, gençliği, okulları, bin bir bağlantı içinden süzülerek çalışma hayatına girdi. 10 yaşında Yugoslavya’dan göç ederken o toplumdan ve ailesinden aldığı kültür ve bilinç, kendisini çalışma hayatı başta olmak üzere toplumsal hayatın tüm konularıyla iç içe yaşamanın kollarına attı. Bunların hepsinin çatısında şüphesiz ki siyaset vardı.

Burada öz yaşamöyküsünü yazacak değilim.

Anımsatmamın nedeni, yaşadığı süre içinde on binlerce kişiyle ilişki kurdu, binlerce haber yaptı, yorum yazdı, değerlendirmelerde bulundu, TV’lerde halkla buluştu, konferanslarda dinleyiciyle...

Tüm bu ilişkiler ağı içinde yaşadı Şükran. Ve tabii gazetesi Cumhuriyet bu ağın en önemli parçası oldu, 60 yıl boyunca.

Şükran’ı Şükran yapan bu ağ oldu. Hepimiz bu bağlantılar içinden süzülerek, yoğrularak gelmiyor ve kişiliğimizi oluşturmuyor muyuz?

Aynı zamanda bu ilişkiler ağı içinde bin bir insanla, konuyla etkileşimde bulunmuyor muyuz? Değişiyorsun ve değiştiriyorsun.

Birden ölümle tüm bağlantılar kopuyor. Seninle birlikte hepsi ölüyor.

Hiç kimse veya büyük bir çoğunluk, Şükran’ın hayatına nasıl değdiğinin farkında değil.

Bugün, işçi sınıfı içinde, mücadelelerine, grevlerine, yürüyüşlerine sahip çıkan Şükran’ı hatırlayacaklar bir elin parmak sayısını geçmez.

Ama onların hepsi Şükran’ın içinde, bilincinde yaşıyor.

Yaşıyordu, şimdi bu bilinçteki yerlerini tamamen kaybettiler.

Şükran’ın çalışma masasını anımsıyorum, gazete, dergi ve kitap yığınları arkasında, kendisini görünmez kılardı adeta. Duvarda, camda iliştirilmiş kâğıt parçaları, fotoğraflar, hepsi işsiz kaldı ve yararsız şeylere dönüştü.

Telefonundaki bütün bağlantılar da öldü.

Hiçbirinin arayabileceği bir Şükran yok.

Hepsi bir anı oldu diyemeyeceğim, hepsi Şükran ile birlikte ölüp gitti.

Kimsenin işine yarayacak bir şey kalmadı, geride.

Kütüphanesi de öldü.

Zaten evlerde binlerce kitaptan oluşan kütüphaneler birer müstakbel ölüler değil midir?

Toplum da ne kaybettiğini biliyor mu?

İnsan, bütün ilişkileriyle birlikte ölüyor, her şeyi alıp gidiyor diyeceğim ama gidemiyor.

Önceki gün sosyal medyada şunu paylaştım:

Lockerbie, dizisini seyrettim. Etkileyici belgesel tabanlı... Orada cenaze töreninde, yas tutulmasında yapılan bir konuşma etkileyiciydi: Ölülerimizi anmalıyız, anmazsak yeniden ölürler... Evet hayatımızda bu anmaya ne kadar önem veriyoruz?

İnsanları anarsak yaşatırız, bu gelenek sürerse, hep anlatacak bir şeyler yaratırsak ölülerimiz hiç ölmezler, onları yaşatırız.

Mezarlık ziyaretleri insanların bilinç arka planlarında bu düşüncenin dışavurumudur.

Şüphesiz, bu yetersizdir.

Bu yazıyı yazarken gazetemizin orta sayfası masamda açık, Şükran ile göz göze bakışıp gülümsüyoruz.

Haber Orijinal Kaynağı