Bir üzüntümü ifade etmek isterim.
Üye ülkelerinin çoğunluğunun tanıdığı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor.
Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanlarımızı yaralamaktadır.
Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filisitin devletinin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz.
Filistin devletini henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararını gözden geçirmeye davet ediyorum.
İnsanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı halleri hasretle bekliyor.
Son bir yıldaki tabloya göz atmak kafidir.
Geride bıraktığımız 12 ay 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayda geçtir.
250 bin insan hayatını kaybetti.
Son üç yılda çoğu çocuk 74 bin kardeşimiz İsrail'in kurbanı oldu.
Gazze halkı hala enkazların altında sevdiklerini arıyor.
İsrail'in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular tahtadan yapılan protezle hayata tutunmaya çalışıyor.
Bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece en büyük çocuk kabristanı değildir, aynı zamanda dünyada çocuk ampüte oranına sahip bölgedir.
Gazze çağımızın en insanlık dışı en utanç verici temerküz kampıdır.
Bu Erdoğan'ın şahsi meselesi değil insani meseledir.
Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var.
Karşımızda son derece vahim bir tablo var.
Yüreğinde insanlık olan, şefkat olan ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği sağlamak için kurulan BM bu görevini yerine getiremez olmuştur.
Teşkilat kan kaybetmektedir.
Umutlarını BM'ye bağlamış olanlar derin bir hayal kırıklığı içindedir.
Bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır.
Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını değil özgürce süzülen uçurtmaları görecek.
Afrikalı kardeşlerimizi geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar umutla bakacak.
BM'ye güven ancak bu şekilde sağlanabilir.
190'dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin keyfine bağlı olduğu yapı kabul edelim ki ne adildir, ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir.
Güvenlik Konseyi, 'Dünya beşten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.
Cezasızlığın sıradanlaştığı bir sistem çürümeye mahkumdur.
Dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz.
İnsan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlarla olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz.
Tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya ne BM merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.
Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz savunma ittifakı ile hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinde çözümler üretmeyi amaçlıyoruz.
Sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum.
Filistin devletini boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır.
1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o günleri inşallah göreceğiz.
14 yıllık zulmün ardından Suriye 8 Aralık devrimiyle birlikte yeni bir yola girdi.
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen huzurlu, güvenli bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz.
Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz.
Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inanıyoruz.
Doğu Akdeniz konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır.
Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayri insanı izolasyon artık son bulmalıdır.
Uluslararası toplumu KKTC'yi tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.
Güney Kafkasya'ya bakışımız da son derece nettir.
Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz.
Ermenistan'la yürüttüğümüz normalleşme sürecini kararlılıkla yürütüyoruz.
Türk Devleti Teşkilatı yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel iş birliği modeli haline gelmiştir.
Güney Asya'da Keşmir meselesi dahil tüm ihtilafların BM şartı ve ilgili kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir.
Her türlü sorunun çözümü mümkündür.
Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir.
Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır.
Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir.
Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.
Hava, su, toprak bunun yanında birçok canlı iklim değişikliğinden etkileniyor.
Gelişmekte olan ülkeler ve Pasifik bölgesi iklim krizini iliklerine kadar yaşarken maalesef ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaşıyor.
İklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlike tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşmasıdır.
Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemek çöpe gitmektedir.
Yani 2 milyar tonun üzerinde gıda israf edilmektedir.
Dünyamız hızla değişirken insanlık da eşzamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başlamıştır.
Batı'da veba gibi yayılan İslam düşmanlığı bunların en başında geliyor.
Müslüman kadınlar ve kız çocukları son yıllarda ayrımcılığa daha fazla kalıyor.
Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasakları kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz.
Küresel cinsiyetsizleştirme bu politikaların aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüştüğünü bilmemiz lazım.
Bu kuşatmayı ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz.
Türkiye lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir.
Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir.
Sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonlarına başvuracaklarını da çok iyi biliyorum.
Halbuki biz sussak tarih susmayacak, tarih sussa hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar.
Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.
Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin cumhurbaşkanı olarak Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, mücadele vermeye devam edeceğim.
Gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.