Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
8 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Dostluğun müziği Kadıköy’de!

Dostluğun müziği Kadıköy’de!

MELTEM [email protected]

Viyolonsel sanatçı­sı Nil Kocamangil’in kurucusu ve genel sa­nat yönetmeni olduğu İstan­bul Uluslararası Oda Müziği Festivali, 6’ncı yılında ulus­lararası sanatçıları ve me­rak uyandıran yerli isimleri müzik tutkunlarıyla buluş­turmaya devam ediyor. Tür­kiye’de ilk kez sahne alacak klasik müziğin yıldız isimle­rinden, yerli perküsyon sa­natçılara uzanan programda, “Festivalin Genç Yıldızları” projesi kapsamında genç ye­tenekler de usta sanatçılarla birlikte sahne alacak. Festi­val, kapanış konserinde dün­yanın en seçkin oda müziği topluluklarından biri olan Al­liage Quintett’i ağırlayacak. Her yıl devam eden ve genç­leri temele alan masterclass programlarında ise, dünyaca ünlü sanatçılar, ücretsiz ola­rak konservatuvar öğrencile­riyle bir araya geliyor. Koca­mangil ile festivali ve bu yılki programı konuştuk.

Beş yılı geride bırakan İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, si­zin için ne anlam ifade ediyor? Süreç sizi nereye getirdi bugünden baktığı­nızda?

Festivalin 6’ncı yılına ulaşması benim için önce­likle büyük bir mutluluk ve gurur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı ile 2021’de bu yo­la çıktığımızda en büyük ha­yalim, İstanbul’da oda mü­ziğinin uluslararası ölçekte buluşma noktalarından biri olabilecek bir festival yarat­maktı. Bir viyolonsel sanat­çısı olarak solo kariyerimin yanı sıra oda müziği alanın­da da aktif bir kariyere sahip olduğum için dinleyicilerin bu alanı daha iyi tanımaları ve keşfetmelerini çok önem­siyorum. Geriye baktığım­da, bu hayalin somutlaştığı­nı görmek çok değerli. Her yıl yeni sanatçılar, yeni din­leyiciler ve yeni fikirlerle bü­yüyen bir yapı oluştu. Benim için festival artık yalnızca konserlerden oluşan bir et­kinlik değil; sanatçılar, öğ­renciler ve dinleyiciler ara­sında kalıcı bağlar kuran bir yapı. Şu anda geldiğimiz nok­ta, gördüğümüz ilgi, aldığı­mız geri dönüşler doğru bir yolda olduğumuzu gösteri­yor ve ilerisi için de büyük bir motivasyon kaynağı oluyor.

Samimi ve yakın bir müzik deneyimi

Oda müziğinin insana daha yakın ve kendiyle bı­rakan bir yanı var, büyük orkestralardan farklı ola­rak dinleyiciye en büyük vaadi de bu mu festivalin?

Oda müziğinde sahne ile dinleyici arasındaki mesafe çok daha farklı bir biçimde ortadan kalkıyor. Birkaç mü­zisyenin birbirini dinleye­rek, takip ederek tek ve ortak bir ses üretmeye çalışması­na tanıklık ediyorsunuz. Bu anlamda dostluğun müzi­ği olarak da adlandırılan bu form, çok insani ve doğrudan bir müzik deneyimi. Festiva­lin en önemli vaatlerinden biri de dinleyiciyi bu yakın­lığın içine davet etmek. Or­kestraların sunduğu görkem ve güç elbette çok etkileyici; ancak oda müziği daha kişi­sel ve belki de insanı kendi içine döndüren bir alan açı­lıyor. Bu sayede festival ara­cılığıyla bu özel deneyimi ve oda müziğinin zengin reper­tuarını mümkün olduğunca çok dinleyicinin keşfetmesi­ne vesile olmak istiyoruz.

Programda hem Türki­ye’de ilk kez sahne alacak isimler, hem de perküs­yon gibi klasik müzik de­yince ilk akla gelmeyecek alanlar var. Nasıl planla­dınız bu anlamda içeriği?

Programı oluştururken benim için en önemli şeyler­den biri merak duygusunu canlı tutmak. Yalnızca çok tanınmış isimleri bir araya getiren bir program yerine, dinleyiciyi yeni sanatçılar­la repertuvarlarla buluştur­mayı önemsiyorum. Türki­ye’de ilk kez sahne alacak sa­natçıların yanı sıra, klasik müziğin sınırlarını genişle­ten buluşmalar da bu yakla­şımın bir parçası. Perküsyon için oda müziğinin de prog­rama dahil olması da bunun güzel bir örneği. Oda müzi­ğinin çok geniş ve yaratıcı bir dünya olduğunu göstermek, dinleyiciye alışık olduğu ka­lıpların dışında deneyim­ler sunmak istiyoruz. Geçti­ğimiz yıl festival sahnesin­de bir Stockholm Syndrome Ensemble ile çok deneyim­li bir jonglör de vardı mese­la. Bu bağlamda festivalin programı, her yıl yeni keşif­lere açık bir müzikal yolcu­luk olarak şekilleniyor.

Gençlere ücretsiz destek

Dünya çapında isimler­le söyleşiler ve ücretsiz masterclass programla­rı da yer alıyor festival­de. Bir anlamda konser­vatuvar öğrencileri için yaşayan bir pratik alanı sağlıyor bu değil mi?

Festivalin eğitim aya­ğını en az konserler kadar önemsiyorum.. Bu sistem, başvurudan katılıma kadar hiçbir aşamada ücret alın­maması nedeniyle Tür­kiye’de bir ilk olmanın ya­nı sıra dünyada da oldukça nadir. Masterclass ve aka­demilerin genç müzisyen­ler için ne kadar maliyetli olduğunu, hem kendi öğ­rencilik yıllarımdan hem de şu anda eğitmen olmam­dan ötürü yakından biliyo­rum. Özellikle yurtdışın­da eğitim söz konusu ol­duğunda bu maliyetler çok daha büyük bir engel haline geliyor. Bu nedenle önce­liklerimden biri, daha ön­ce Türkiye’ye gelmemiş ve ulaşılması güç sanatçıla­rı genç müzisyenlerimizle buluşturmak oldu. Ayrıca masterclass programları­mız kapsamında düzenle­miş olduğumuz söyleşiler sayesinde de öğrenciler, yalnızca repertuvar ya da teknik konular üzerine de­ğil, bir sanatçının mesleki deneyimi, sahne yaklaşımı ve müzik düşüncesi üzeri­ne de doğrudan bilgi edine­biliyorlar. Off the Records adlı söyleşi serimiz de ise dinleyiciler ve sanatsever­ler arasındaki sınırları kal­dırıyoruz.

Haber Orijinal Kaynağı