Hocaların hocası Kuçuradi’nin yokluğunu tehdit edici bir boşluk olarak hissediyorum.
Neden böyle düşündüğümü anlatabilmek için önce ona ait bir yazıya başvuracağım.
İoanna Kuçuradi’nin “Anadolu Yolculuğunda Yunus Emre” başlığıyla yayımlanan kısa ama son derece çarpıcı bir yazısı var. Bu metinde hoca şöyle diyor:
“Dünyamızı sarmış olan Covid-19 pandemisi boyunca pandeminin sonrasıyla ilgili olarak, herkesin ağzında dolaşan bir söz, ‘Hiçbir şey aynı olmayacak’ sözüdür. Acaba bu “aynı olmayacak” olanlar neler? Ve acaba aynı kalacak bir şeyler yok mu?
Bu soruyu sormamın nedeni, onun arkasında bulunan şu sorudur: 700 yıllık mesafeden Yunus Emre sesinin bize anlattığı insan ile bizim bugün gördüğümüz insan arasında -insanları insan yapan özelliklerine baktığımızda- bir fark var mıdır? Yoksa, değişen, insan değil de başka şey mi?”
Kuçuradi yazısında Yunus Emre’den bazı dörtlükler paylaşıyor ve yaşamsal önem taşıyan bir değerlendirme yapıyor:
“Çok aradım özledim / Yeri göğü aradım / Çok aradım bulamadım / Buldum insan içinde.”
“Ben ayımı yerde gördüm / Ne işim var gökyüzünde / Benim gözüm yerde gerek / Bana rahmet yerden yağar.”
ANADOLU GELENEĞİ
Kuçuradi hoca bu mısraların özünün bugün halen Anadolu geleneğinde, saz şairleri aracılığıyla yaşadığına dikkat çekip ekliyor:
“Yunus’ta insanın övgüsünü bulduğumuz gibi bu efsane şairin kendi döneminde insanların yaşadığı koşulların sefaletini betimlediğini de görüyoruz. Her iki konuyla ilgili mısralardan sevgi, insan sevgisi fışkırıyor.”
Yunus Emre’nin yaşadığı koşullar denince Anadolu’da yaşanan savaşlar, açlık, kıtlık, yağmalamalar, eşkıyaların zulmü, yasa tanımayan yönetimler gibi sayısız somut derdi hatırlamamız ve tüm bu koşullardan kaynaklı insanların kendini güvenliksiz ve değersiz hissettiğini hesaba katmalıyız.
İşte Yunus Emre tam olarak böyle bir ortamda ortaya çıkıp insanlara, unuttukları “insan oluş durumu”nu hatırlatan, insan olmanın değerli bir şey olduğunu ısrarla söyleyen bir düşünür ve şair olarak ortaya çıkmıştır.
Filozof Kant şöyle der: “Felsefe ilaç gibi olmalıdır.” Yani felsefe somut dertlere bir ilaç gibi çare olmalıdır. Felsefe yalnızca entelektüel birikimlerin zaman zaman konuşma veya yazı yoluyla insanlara aktarıldığı bir faaliyet olduğunda -ki genelde böyle icra ediliyor- felsefe olmaktan çıkmaktadır.
Kuçuradi, Yunus gibi kendi çağında yaşadığı sorunlara doğrudan halkın arasına inerek çözüm üretmeye çalışmış gerçek bir filozoftur. Vefatının ardından peş peşe paylaşılan anılara baktığımızda onun işkence yapılan hücrelere bizzat giderek işkenceyi durdurmak için çaba sarf ettiğini, felsefi bir sorun olan insan hakları sorununu silahlı kuvvetler ve emniyet mensuplarına, sade vatandaşa anlatmak, öğretmek için kesintisiz çaba sarf ettiğini, hiçbir özel yaşamı olmaksızın tüm ömrünü bu meseleye harcadığını biliyoruz.
HALKINA RASINA KİM İNECEK?
“Kuçuradi’nin yokluğunu tehdit edici bir boşluk olarak hissediyorum” dedim. Nedeni şu: Şimdi halkın arasına felsefeyi bir ilaç gibi kullanarak kim inecek! Felsefeciler arasında entelektüel dağarcığı Kuçuradi Hoca’dan daha gelişmiş olan kişiler kuşkusuz olabilir. Aristoteles’i, Hegel’i, Kant’ı belki birileri daha iyi biliyordur ancak kim bu denli şefkatle bir bilge filozof olarak herkesi kucaklayabilme kudretine sahiptir?
Kuçuradi olsa “sakın ümidini yitirme!” derdi bana. Onu dinleyeceğim ve bu boşluğun doldurulmasını bekleyeceğim…
*72 Millete Yunusça Bakmak Cilt 2 - Eskişehir Mihalıççık Belediyesi Kültür Yayını.