Tarımın henüz başlamadığı, insanların avcılık ve toplayıcılıkla yaşamlarını sürdürdüğü binlerce yıl öncesinde de köpekler insan topluluklarının bir parçasıydı. Üstelik Anadolu'daki bulgular yalnızca aynı bölgede yaşamış olabileceklerini göstermiyor; gömülme biçimleri ve beslenmelerine ilişkin izler, insanlar ile bu hayvanlar arasında yakın bir ilişki bulunduğuna işaret ediyor.
Anadolu'da 15 bin 800 yıllık köpek izleri bulundu
2026 yılında Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, Türkiye'deki Pınarbaşı arkeolojik alanından çıkarılan yaklaşık 15.800 yıllık hayvan kalıntıları incelendi. Eski DNA analizleri, bu kalıntıların köpeklere ait olduğunu gösteren en eski genetik kanıtları ortaya koydu. Araştırma, daha önce bilinen en eski kesin genetik kanıtları yaklaşık 5 bin yıl geriye taşıdı.
Orta Anadolu'da yer alan Pınarbaşı, Buzul Çağı'nın son dönemlerinde avcı-toplayıcı toplulukların kullandığı arkeolojik alanlardan biri. Burada bulunan kalıntılar, o dönemde insanların yalnızca vahşi hayvanlarla karşılaşmadığını, köpeklerle de yakın ilişkiler kurduğunu gösteren önemli veriler sunuyor.
İnsanlarla aynı yiyecekleri tüketmiş olabilirler
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de köpeklerin beslenme biçimi. Kemiklerdeki kimyasal izotopları inceleyen bilim insanları, Pınarbaşı'nda yaşayan insanların beslenmesinde balığın önemli bir yer tuttuğunu ve köpeklerin de balık tüketmiş olabileceğini belirledi. Bu sonuç, insanlar ile köpeklerin aynı besin kaynaklarından yararlanmış olabileceğine işaret ediyor.
Bu ayrıntı, binlerce yıl önceki ilişkinin nasıl şekillenmiş olabileceğini anlamak açısından önemli. İnsanların köpekleri beslemesi, hayvanların insan topluluklarının çevresinde düzenli biçimde bulunması ve aralarında bir bağ gelişmesi ihtimalini güçlendiriyor. Ancak araştırmacılar, bu köpeklerin tam olarak hangi görevleri üstlendiğinin kesin biçimde bilinmediğini vurguluyor.
Bazı köpekler insanlarla birlikte gömüldü
Anadolu'daki arkeolojik alanlarda ortaya çıkarılan bir diğer önemli bulgu ise köpek kalıntılarının gömülme biçimi. Pınarbaşı'nda yavru köpeklere ait kalıntılar insan gömülerinin bulunduğu alanda ortaya çıkarılırken, yakınlardaki Boncuklu yerleşiminde de köpeklerin insanlarla birlikte gömüldüğüne ilişkin kanıtlar tespit edildi.
Bu bulgular, köpeklerin yalnızca çevrede yaşayan hayvanlar olarak görülmemiş olabileceğini düşündürüyor. İnsanların bu hayvanlarla kurduğu ilişkinin sosyal ya da sembolik bir anlamı da bulunmuş olabilir. Bununla birlikte, gömülerin kesin anlamı ve her köpeğin topluluk içindeki rolü henüz tam olarak açıklanmış değil.
Köpekler yalnızca Anadolu'da değil, Avrupa'da da yaşıyordu
Araştırmada İngiltere'deki Gough Mağarası'ndan elde edilen yaklaşık 14.300 yıllık kalıntılar da incelendi. DNA analizleri, burada bulunan kalıntıların da köpeklere ait olduğunu doğruladı. Anadolu ve Avrupa'daki bulgular birlikte değerlendirildiğinde, köpeklerin Batı Avrasya'da en az 14 bin yıl önce geniş bir alana yayılmış olduğu anlaşılıyor.
Genetik benzerlikler, farklı insan toplulukları arasında köpeklerin hareket etmiş veya paylaşılmış olabileceğini düşündürüyor. Bu durum, Buzul Çağı'nın son dönemlerinde birbirinden uzak toplulukların sanılandan daha fazla etkileşim kurmuş olabileceğine ilişkin yeni sorular ortaya çıkarıyor.
Köpeklerle dostluğumuz tam olarak ne zaman başladı?
Bilim insanları köpeklerin gri kurtlardan ayrılarak evcilleşme sürecine girmesinin son Buzul Çağı'na kadar uzandığını düşünüyor. Ancak bu sürecin kesin başlangıç tarihi ve ilk evcilleştirmenin nerede gerçekleştiği hâlâ araştırılıyor. Yeni DNA bulguları, köpeklerin insanlarla birlikte yaşadığını kesin biçimde gösterebilen kanıtların tarihini geriye taşıyor; dostluğun ilk başladığı anı ise tek başına ortaya koymuyor.
Anadolu'da bulunan kalıntılar bu nedenle yalnızca arkeolojik bir keşif değil, insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkinin tarihini anlamak açısından da büyük önem taşıyor. Bugün milyonlarca insanın hayatında özel bir yeri olan köpeklerle kurduğumuz bağın kökleri, tarımın ve yerleşik yaşamın ortaya çıkışından bile daha eskiye uzanıyor olabilir.