Toskana denince akla gelen o manzarayı bilirsiniz: Tepeler, üzüm bağları, zeytin ağaçları, aralarından uzanan ince yollar... San Gimignano’ya yaklaştığınızda ise görüntü bir anda değişiyor. Ufukta yükselen kuleleri gördüğünüz anda, buranın Toskana’daki diğer kasabalardan neden ayrıldığını anlamaya başlıyorsunuz.
San Gimignano, İtalya sınırlarını aşıp dünya çapında bir efsaneye dönüşmüşse, bunu şüphesiz eşsiz silüetine borçlu. Burası için dünyanın dört bir yanında “Orta Çağ’ın Manhattan’ı” deniliyor. Sebebi ise oldukça ilginç. Orta Çağ’da kasabanın zengin ve soylu aileleri güçlerini, zenginliklerini ve prestijlerini kanıtlamak için birbirleriyle amansız bir “kule yapma” yarışına girmişler. Gökyüzüne ne kadar yüksek bir kule dikerseniz, o kadar güçlü sayıldığınız bir dönemden bahsediyoruz. Bir dönem bu küçücük kasabada tam 72 devasa kule yükselmiş. Dönemin şartlarına göre inanılmaz bir mühendislik ve zenginlik göstergesi olan bu kulelerden günümüze 14 tanesi ulaşmayı başarmış.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kasabayı özel kılan şey; savaşlara, veba salgınlarına ve modernleşme akımlarına direnerek Orta Çağ’daki feodal kentsel dokusunu dünyada en iyi koruyan yerlerden biri olması. Bunun yanında altın değerindeki safranı ve dünyanın en iyi dondurmacılarından birine ev sahipliği yapması da cabası.
Bir çöküşün bıraktığı mucize
San Gimignano’nun tarihi M.Ö. 3'üncü yüzyıla, Etrüsklere kadar uzanıyor. Ancak kasabanın altın çağı Orta Çağ’a rastlıyor. Kuzey Avrupa’dan Roma’ya giden Katolik hacıların kullandığı meşhur Via Francigena (Francigena Yolu) tam olarak bu kasabanın içinden geçiyordu. Hacıların, tüccarların ve din adamlarının uğrak noktası olması kasabaya büyük bir zenginlik getirdi. Ancak bu şaşaalı dönem, 1348 yılında Avrupa’yı kasıp kavuran Kara Veba salgınıyla bıçak gibi kesildi. Nüfusunun yarısından fazlasını kaybeden kasaba, Floransa’nın egemenliğine girdi ve ekonomik olarak çöktü.
İlginçtir ki San Gimignano’nun bugünkü değerini yaratan şey tam da bu çöküş oldu. Kasaba yoksullaştığı için Rönesans döneminde yeni yapılar inşa edilemedi; dolayısıyla o muhteşem Orta Çağ mimarisi adeta “dondurulmuş” bir şekilde günümüze kadar ulaşabildi.
San Gimignano, “yavaş seyahat” felsefesinin tam karşılığı. Burada koşturmaya gerek yok; adımlarınızı yavaşlatın ve etrafınızdaki tarihi içinize çekin. Kasabanın kalbi, birbirine açılan Piazza della Cisterna ve Piazza del Duomo meydanlarında atıyor. Adını tam ortasında bulunan 13'üncü yüzyıldan kalma su sarnıcından alan Piazza della Cisterna, üçgen yapısı, etrafını saran tuğla evleri ve kuleleriyle etkileyici bir atmosfere sahip. Birkaç adım ötedeki Piazza del Duomo ise kilisenin ve en yüksek kulelerin bulunduğu heybetli merkez.
54 metreden Toskana
Ayakta kalan 14 kuleden en uzunu olan ve 1311’de inşa edilen Torre Grossa, 54 metre yüksekliğinde. Aynı zamanda ziyarete ve tırmanışa açık nadir kulelerden biri. Merdivenleri tırmanmak biraz nefes kesici olabilir ama zirveye ulaştığınızda tüm Toskana vadisinin, zeytin ağaçlarının ve kırmızı kiremitli çatıların ayaklarınızın altına serildiği manzara tek kelimeyle büyüleyici.
Duomo di San Gimignano, diğer adıyla La Collegiata, dışarıdan bakıldığında oldukça sade ve mütevazı. Kapısından içeri adım attığınızda ise sizi bir renk ve sanat şöleni karşılıyor. Kilisenin duvarlarında tek bir santim bile boşluk yok; her yer 14'üncü yüzyılın en usta ressamlarının elinden çıkma, Eski ve Yeni Ahit’i anlatan fresklerle dolu.
Kuyruğun sonunda dondurma var
Piazza della Cisterna’da her daim önünde uzun bir kuyruk göreceğiniz bir yer var: Gelateria Dondoli. Usta Sergio Dondoli’nin dükkânı defalarca “Dünya Dondurma Şampiyonu” unvanını kazandı. Safranlı ve çam fıstıklı meşhur Crema di Santa Fina, greyfurt ve köpüklü şaraplı Champelmo gibi başka hiçbir yerde bulamayacağınız dondurmalarını denemeden kasabadan ayrılmayın.
San Gimignano’dan biraz daha uzağa
San Gimignano’nun konumu, etraftaki diğer Toskana mücevherlerini keşfetmek için de güzel bir başlangıç noktası. Kasabadan yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki Volterra, arabayla yarım saat mesafede. Tepelik ve rüzgârlı şehir, antik Roma tiyatrosu ve kaymaktaşı (alabaster) işçiliğiyle ünlü. Ayrıca Alacakaranlık (Twilight) serisinin efsanevi Volturi klanına ev sahipliği yapan yer olarak popüler kültürde de önemli bir yere sahip. Gizemli sokaklarında harika fotoğraflar çekebilirsiniz.
Bir başka seçenek Chianti Bölgesi. San Gimignano’dan Floransa ve Siena’ya uzanan Chianti; selvi ağaçlı ince yolları, şatoları ve kasabalarıyla meşhur. Castellina in Chianti veya Greve in Chianti’ye yapacağınız arabalı bir yolculuk, klasik “Toskana kartpostalı” karelerini kendi gözlerinizle görmenizi sağlayacaktır.
San Gimignano’dan Siena yönüne giderken yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta ise Monteriggioni var. Uzaktan devasa bir sur ve 14 kuleyle korunan, tam çember şeklindeki bu küçük savunma kalesi-kasabasında dolaşmak sadece 20 dakikanızı alır. Ama o Orta Çağ hissi bir ömür boyu sizinle kalır.