Market raflarında ön yüzünde büyük harflerle "ORGANİK" yazan şampuanlar, duş jelleri ve diş macunları tüketicilerin ilk tercihi haline geldi. Ancak ambalajlardaki bu yeşil imajın ardındaki laboratuvar gerçekleri oldukça farklı. Formüle eklenen tek bir damla organik zeytinyağı, üreticiye ambalajın ön yüzüne dev harflerle "Organik zeytinyağlı" yazma hakkı tanıyor. Teknik olarak yalan sayılmayan bu ifade, tüketicide ürünün tamamının organik olduğu algısını doğurarak büyük bir yanılsamaya yol açıyor.
Hukuki açıdan bakıldığında "organik içerir" ifadesi ile "organik ürün" tanımı tamamen ayrı statüler taşıyor; fakat rafta her iki ürün de aynı yeşil yaprak figürleri ve doğal tonlu ambalajların arkasına gizleniyor.
Tüketiciyi yanıltan bu tablonun temelinde mevzuat farklılıkları yatıyor. Gıda ürünlerinde organik sertifikasyonu son derece katı kurallara ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın zorunlu resmi organik logosuna bağlıyken; kozmetik sektöründe devlet eliyle verilen tek tip bir zorunlu resmi organik logo bulunmuyor. Kozmetik ürünler raflara ön izinle değil, yalnızca bildirim usulüyle çıkıyor.
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) kılavuzuna göre, bir ürünün organik statüde anılabilmesi için formüldeki su ve mineraller hariç tutulduğunda belirli oranları yakalaması gerekiyor:
Ayrıca formülde yer alan doğal bileşenlerin en az yüzde 95’inin organik tarımdan elde edilmiş olması şartı aranıyor.
Tüketicilerin gözden kaçırdığı en kritik detaylardan biri de formülasyonun doğası. Tamamen sertifikalı bir ürün dahi yüzde yüz organik olamıyor; zira su ve mineraller tarım ürünü statüsünde yer almadığı için organik sınıflandırmasına dahil edilmiyor. Bu durum, tam sertifikalı bir diş macununda dahi organik madde oranının toplam içerikte yüzde 20-22 bandında kalmasına neden oluyor.
Üreticilerin tüketici algısını yönlendirmek için başvurduğu öne çıkan yöntemler şunlar:
Piyasadaki bu ürünlerin organik olmaması zehirli veya yasa dışı oldukları anlamına gelmiyor; ürünlerin büyük çoğunluğu yasal sınırlar ve güvenlik yönetmelikleri dahilinde üretiliyor. Asıl sorun, tüketici güvenini zedeleyen yanıltıcı pazarlama dili olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar tüketicilere ambalajın ön yüzündeki süslü vaatler yerine arkasındaki küçük puntolu içindekiler (INCI) listesini inceleme çağrısında bulunuyor. Kalıcı çözüm içinse denetleyici kurumlara şu görevler düşüyor:
Yeşil ambalaj doğallığı değil, tasarımcının pazarlama stratejisini gösteriyor; gerçeğin şifresi ise ürünün arkasındaki küçük yazılarda gizlenmeye devam ediyor.