Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
1 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Sinemayı kim kurtaracak?

Sinemayı kim kurtaracak?

Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele serisinin üçüncü filmini duyururken yaptığı açıklama, sinema dünyasında ve sosyal medyada tartışmalara yol açtı. Katıldığı bir programda sinema kültürünün salonlardan uzaklaştığını ve bu durumdan rahatsızlık duyduğunu belirten Erdoğan, “Sinemayı geri alacağız, sinemayı kurtarmamız lazım” ifadelerini kullandı. Pandemiyle birlikte hızlanan dijital platform alışkanlığı, sinema salonlarının eski canlılığını kaybetmesine neden olurken, sektör temsilcileri beyaz perdenin geleceğini farklı açılardan Yeni Şafak’a değerlendirdi.

YETERİNCE CİDDİYE ALMIYORUZ

Yönetmen Yüksel Aksu’ya göre sinemanın yaşadığı sorun, yalnızca seyirci kaybıyla sınırlı değil. Aksu, sinemanın kültürel ve ekonomik etkisinin yeterince kavranmadığını belirterek, “Sinemanın ulusal ve uluslararası önemini yeniden kavramamız gerekiyor. Kısa vadede sektörün nefes almaya devam etmesini sağlayacak adımlar atılırken, orta ve uzun vadede makro sinema politikaları geliştirilmeli. Kamu, özel sektör, sivil toplum ve sinema sektörü birlikte hareket etmeli” ifadelerini kullandı.

2004 yılında gerçekleştirilen sinema çalıştaylarının güncellenerek yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Aksu, ABD, İran, Güney Kore ve Fransa’nın sinema politikalarının örnek alınabileceğinin altını çizdi. Sinemanın dijitalleşmeyle yok olmayacağını da vurgulayan Aksu, “Müzikler, konserler ve spor karşılaşmaları da dijital platformlarda izleniyor ama insanlar yine salonları ve stadyumları dolduruyor” değerlendirmesinde bulundu.

ÇÖZÜM NOSTALJİDE DEĞİL

Yapımcı Süreyya Yaşar Önal, Yılmaz Erdoğan’ın “Sinemayı geri almalıyız” çağrısına katıldığını belirterek, çözümün geçmişi özlemekte değil, bugünün seyircisini anlayan filmler üretmekte olduğunu söyledi. Sinemanın yalnızca ticari bir alan değil, ortak duyguların paylaşıldığı önemli bir kültür mekânı olduğuna dikkat çeken Önal, pandemi sonrası değişen izleme alışkanlıklarının salonları olumsuz etkilediğini dile getirdi.

Önal, “Seyirci aslında kaybolmadı. İyi bir hikâye ve gerçek bir sinema deneyimi sunulduğunda insanlar hâlâ salonlara gidiyor. Bunun en güncel örneklerinden biri The Odyssey. Nitelikli yapımlarla sinemayı yeniden güçlendirebiliriz. Ama bunu nostaljiyle değil; bugünün izleyicisini anlayan, yeni sinema dili ve teknikleri geliştiren filmlerle başarabiliriz. İyi hikâye anlatıldığı sürece seyirci her zaman o salonun yolunu bulacaktır” diye konuştu.

SALONLAR İLK DARBEYİ AVM’LERLE ALDI

Yönetmen Bekir Bülbül ise sinemanın varlığını sürdürdüğünü ancak izleme mecralarının değiştiğini dile getirdi. Bülbül, “Sanırım Yılmaz Erdoğan’ın kastettiği şey sinema salonlarının eski ihtişamına kavuşması. Ben bu konuda biraz ümitsizim. İlk darbeyi sinema salonlarını AVM’lere taşıyarak aldık. Ardından dijital platformlar geldi. Bugün herkes istediği filme istediği anda telefonundan ya da evindeki platformlardan ulaşabiliyor. Buna rağmen sinema yaşamaya devam ediyor. Sinema özünde hikâye anlatma sanatıdır. Bir zamanlar mağara duvarlarında başlayan bu kadim anlatı bugün telefon ekranlarında sürüyor. Değişen şey sinemanın kendisi değil, onu izlediğimiz mecra” dedi.

EN ÇOK İZLENEN 10 FİLMDEN ÜÇÜ YERLİ

Haber Orijinal Kaynağı