İşte sosyal medyadaki "evlilik kötü" algısının arkasına sığınan bahaneler ve sokağın sunduğu çarpıcı gerçekler:
1. "Özgürlük" maskesi altında bencillik ve tahammülsüzlük
Sosyal medyada "bireysel özgürlük" ve "rahatlık" adı altında pazarlanan yaşam tarzı, gerçekte ilişkilerde derin bir tahammülsüzlüğü ve sabırsızlığı besliyor. Dijital platformlar gençlere "hiçbir şeyden ödün vermeden" yaşayabilecekleri illüzyonunu aşılarken, evliliğin doğasında olan mücadele ve emek kavramlarını ise unutturuyor.
Röportajlarda eski kuşaklar ile yeni nesil arasındaki bu uçurum şu sözlerle açıkça ortaya konuyor:
2. Sosyal medyanın pompaladığı "lüks ve hazırcılık" illüzyonu
Evliliğin önündeki en büyük engellerden biri ekonomik şartlar gibi sunulsa da sokağın sesi asıl meselenin sosyal medyanın yarattığı "kusursuz standartlar" ve "hazırcılık" olduğunu fısıldıyor. Sosyal medya fenomenlerinin sergilediği şatafatlı hayatlar, gençlerin kafasında gerçek dışı evlilik şablonları oluşturuyor.
Eski dönemlerde çiftler evliliğe adım atarken durumlarına göre hareket eder, ailelerin de desteğiyle çeyizlerini ve yuvalarını el birliğiyle, yavaş yavaş inşa ederlerdi. Bugün ise sosyal medyanın yarattığı doyumsuzluk nedeniyle gençlerin daha evliliğin başında her şeyin "tam tekmil" ve kusursuz olmasını beklediği görülüyor.
Bir vatandaş, sosyal medyanın dayattığı bu standartçı zihniyeti şu çarpıcı örnekle eleştiriyor:
Özellikle çeyiz süreçlerinde "komşu ne der, el ne der" kaygısıyla hazırlanan kabarık istek listeleri ve "arabam varsa hanım benimle, arabam yoksa belki yok" şeklindeki menfaatçi zihniyet, evliliği manevi bir birliktelikten çıkarıp maddi bir ticarete dönüştürüyor. Sosyal medyadaki bu lüks dayatması, okulunu yeni bitirip hayata atılan gençleri daha yolun başında evlilik fikrinden tamamen soğutuyor.
3. Güvensizliği ve ahlaksızlığı normalleştiren dijital dünya
Sosyal medyada "bekarlık sultanlıktır" propagandası yapanların gizlediği en acı gerçek, aslında dijital dünyanın bizzat kendisinin güven ve sadakat bağlarını dinamitlediğidir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, evlilik oranlarındaki düşüşün temelinde paradan ziyade ahlaki yozlaşma ve güven kaybı yattığını savunuyor.
Sosyal medya mecraları ve televizyon ekranlarındaki ahlak dışı yaşantılar, sadakatsizliği ve aldatmayı normal bir durummuş gibi topluma enjekte ediyor. İnsanların birbirine çok kolay ulaşabilmesi ve mahremiyet sınırlarının teşhir düzeyinde aşılması, kadın-erkek ilişkilerinde ciddi bir karakter erozyonuna yol açıyor.
Bir vatandaş, ahlak değerlerinin nasıl yerle bir edildiğini şu sözlerle haykırıyor:
Sosyal medyanın yarattığı bu güvensizlik ortamı, gençlerin birbirine şüpheyle bakmasına, "karşıma hiç düzgün biri çıkmıyor" diyerek köşesine çekilmesine neden oluyor. Yani sosyal medyanın "evlilik kötü" algısı, aslında kendi yarattığı güven bunalımını örtbas etmek için kullandığı bir savunma mekanizmasından ibaret.
Sonuç: Algılara karşı gerçek evlilik değeri
Sokaktan yükselen sesler net bir gerçeği haykırıyor: Evlilik kurumu kötü veya miadı dolmuş bir yapı değildir. Aksine evlilik; yalnız kalmamak, hayatı karakterli ve güvenilir bir insanla paylaşmak için insan fıtratının en büyük ihtiyaçlarından biridir.
Bugün "evlenmeyin" diye sosyal medyada algı yaratanlar; sabırsızlığı, doyumsuzluğu, sadakatsizliği ve menfaatçiliği "modernlik" ve "özgürlük" kılıfıyla gençliğe pazarlamaktadır. Evlilikten kaçışın arkasındaki gerçek sebep ekonomik sıkıntılardan ziyade; maneviyat eksikliği, sabırsızlık ve dijital dünyanın ahlaki değerler üzerinde kurduğu bu amansız kuşatmadır. Algılara kanarak kutsal bir yuvadan ve aile olmanın huzurundan kaçmak yerine; sadakate, karakter kalitesine ve mücadele ruhuna yeniden sarılmak sokağın gençliğe en samimi tavsiyesidir.