Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
6 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Stil mi, kimlik mi?

Stil mi, kimlik mi?

Çocukluk ve ergenlik yıllarında bir kıyafet, bir saç modeli ya da bir oda dekorasyonu hiçbir zaman yalnızca kıyafet, saç modeli veya dekorasyondan ibaret olmayabilir. Bugün sosyal medyada karşımıza çıkan fairycore, gothiccore, anime ya da clean girl gibi estetikler de bu nedenle yalnızca birer moda eğilimi olarak okunmuyor. Bir gencin kendisini nasıl gördüğü, nasıl görünmek istediği ve hangi gruba ait hissettiğiyle iç içe geçebiliyor.

Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bir genç gerçekten kendi zevklerini mi keşfediyor, yoksa sosyal medyada gördüğü belirli bir personaya yaklaşarak kendisine bir kimlik mi kuruyor?

Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım'a göre bunun tek bir cevabı yok. Belirli bir estetik akıma ilgi duymak, gelişim sürecinin doğal bir parçası olabilir. Fakat sosyal medyanın devreye girmesiyle birlikte bu arayış, kendini başkalarıyla kıyaslama ve kabul görme ihtiyacıyla iç içe geçebiliyor.

KENDİNİ BULMAKLA BAŞKASINA BENZEMEK ARASINDA

Ergenlik döneminde gençlerin kendilerine ve çevrelerindeki yaşıtlarına daha fazla odaklandığını belirten Yıldırım, kendilik değerinin de bu dönemde akranlarla yapılan kıyaslamalardan etkilenebildiğine dikkat çekiyor. Sosyal medyada karşılaşılan "ideal" görüntüler ise bu kıyaslamayı daha da yoğunlaştırabiliyor.

Burada mesele yalnızca kıyafet tercihi değil. Yıldırım'ın danışanlarında karşılaştığı örneklerden biri, Kore kültürünün etkisiyle belirli fiziksel özelliklere sahip olma arzusunun artması. Uzun bacaklar, beyaz ten veya belirli bir makyaj görünümü, gençlerin kendi bedenlerini değerlendirme biçiminin bir parçası haline gelebiliyor.

Bu noktada estetik tercih ile görünüş baskısı arasındaki çizgi önem kazanıyor. Bir gencin fairycore giyinmekten hoşlanması ya da odasını gothiccore estetiğine göre düzenlemesi tek başına sorun olarak görülmüyor. Ancak kişi kendisini belirli bir görüntüye ulaşmak zorunda hissediyor, kendi bedenini sürekli kusurları üzerinden değerlendiriyor veya sosyal çevresinden kabul görmek için kendisini değiştirmeye başlıyorsa konu artık yalnızca stil tercihinden ibaret olmayabiliyor.

Yıldırım, sosyal medyanın etkisinin bazı durumlarda beden dismorfik bozukluğu, yeme bozuklukları, yoğun sosyal kaygı ve depresyon gibi daha ciddi sorunlarla kesişebildiğini belirtiyor.

SOSYAL MEDYADA GÖRÜLEN HAYAT, GERÇEK HAYATIN TAMAMI DEĞİL

Belki de bu hikayenin en kritik noktası burada başlıyor: Sosyal medya, gençlerin yalnızca neyi sevdiğini değil, neyin "iyi", "güzel" veya "kabul edilebilir" olduğunu düşünme biçimini de etkileyebiliyor.

Yıldırım, sosyal medyanın insanların çoğunlukla en iyi hallerini gösterdikleri bir mecra olduğunu vurguluyor. Fotoğraflarda özenle seçilmiş kıyafetler, kusursuz görünen ciltler ve belirli bir yaşam tarzı öne çıkarken gündelik hayatın daha sıradan tarafları görünmez kalıyor.

Bu ayrım özellikle ergenlik döneminde önem taşıyor. Çünkü genç, gördüğü estetiği yalnızca bir seçenek olarak değil, kabul edilmenin koşulu olarak algılamaya başladığında kendi zevklerini keşfetmek zorlaşabiliyor.

"Ben bunu gerçekten seviyor muyum?" sorusunun yerini zamanla "Böyle görünürsem arkadaşlarım beni kabul eder mi?" sorusu alabiliyor.

Dolayısıyla sosyal medyada başlayan bir estetik tercih, kısa sürede sosyal çevre tarafından da pekiştirilen bir kimlik göstergesine dönüşebiliyor.

BİR ESTETİĞE AİT OLMAK, BİR YERE AİT OLMAK GİBİ

Bir estetik akıma bağlanmanın altında yalnızca görünüşle ilgili bir merak bulunmuyor. Aidiyet ve kabul görme ihtiyacı da bu tercihler üzerinde belirleyici olabiliyor.

Aynı tarz giyinmek, aynı grupları takip etmek, benzer makyajlar yapmak veya belirli bir estetik dili benimsemek, ergen için kendisini dış dünyaya anlatmanın bir yolu olabiliyor. Bir gruba ait olduğunu hissetmek de gelişim sürecinin doğal parçalarından biri.

Asıl mesele, bu aidiyetin kişinin bütün kimliğinin yerini alıp almaması.

Yıldırım'a göre bir spor kulübüne, müzik grubuna veya başka bir oluşuma aidiyet hissetmek nasıl anlaşılabilirse, belirli bir estetik çevresine yakınlık duymak da aynı şekilde anlaşılabilir. Ancak bunun hayatın tamamını belirleyecek bir noktaya ulaşmaması gerekiyor. Gencin kendi özgünlüğünü ve aileden gelen kültürel parçalarını tamamen geride bırakmaması önemli.

Çünkü "Arkadaşlarım da böyle yapıyor" cümlesi, ergenlik döneminde bazen basit bir stil tercihinden çok daha büyük bir sosyal baskının işareti olabiliyor. Bu nedenle Yıldırım'ın seanslarda yönelttiği sorulardan biri oldukça basit: "Sen nasıl hissediyorsun? Sen bir birey olarak ne hissediyorsun?"

Belki de bu sorunun önemi tam olarak burada yatıyor. Çünkü mesele gencin hangi estetiği seçtiğinden çok, o estetiği neden seçtiğini fark edebilmesi.

ODA, KIYAFET, MAKYAJ DERKEN BÜTÜN HAYAT TEK BİR ESTETİĞE DÖNÜŞÜYORSA

Bir estetik akımın sınırları zaman zaman kıyafetin çok ötesine geçebiliyor. Bir genç, giyim tarzını değiştirmekle kalmayıp odasını, makyajını, sosyal medya hesabını ve takip ettiği kişileri de aynı görsel dünya etrafında şekillendirebiliyor.

Yıldırım, ebeveynlerin çocuklarında belirgin değişimler gözlemlediğini ve bunun zaman zaman belirli bir kişiyi ya da grubu takip etmeye başladıktan sonra ortaya çıktığını söylüyor. Üstelik bu durum artık yalnızca kız çocuklarında görülmüyor; erkek çocuklarda da giyim ve sosyal medya kullanımı üzerinden benzer değişimler gözlemlenebiliyor.

Burada ebeveynlerin dikkat etmesi gereken nokta, değişimin kendisinden çok gencin hayatına nasıl yansıdığı. Bir stilin benimsenmesi tek başına alarm işareti değil. Fakat gencin hayatı yalnızca tek bir estetik, tek bir görüş veya tek bir grubun etrafında şekillenmeye başladığında daha yakından bakmak gerekiyor.

Özellikle sosyal medyada takip edilen influencer ve fenomenlerin paylaşımlarının gerçek hayatın tamamını yansıtmadığının anlatılması önem taşıyor. Yıldırım, gençlere bu kişilerin içerik üretmeyi bir iş olarak yaptığını, önerilen ürünlerin ticari amaç taşıyabileceğini ve sosyal medya paylaşımlarının doğal hayatın bütünü olmadığını fark ettirmeye çalıştıklarını belirtiyor.

EBEVEYNİN İLK TEPKİSİ, BÜTÜN HİKAYEYİ DEĞİŞTİREBİLİR

Çocuğunun bir anda gothiccore giyinmeye başlaması, odasını tamamen değiştirmesi veya belirli bir sosyal medya estetiğine yönelmesi karşısında ebeveynin ilk refleksi bunu eleştirmek olabilir. Ancak Yıldırım'a göre ergenlik dönemindeki bir genci fazla yargılamak, tam tersine onu o gruba daha fazla yaklaştırabilir.

Genç, ailesinin kendisini anlamadığını düşündüğünde kendi iç dünyasına çekilebilir ve ait hissettiği gruba daha güçlü biçimde bağlanabilir.

Bu nedenle amaç estetiği ortadan kaldırmak değil, onun arkasındaki duyguyu anlamaya çalışmak. Genç neden böyle görünmek istiyor? Bu görünüm ona ne hissettiriyor? Bunu gerçekten sevdiği için mi yapıyor, yoksa böyle görünmezse arkadaşları tarafından kabul edilmeyeceğini mi düşünüyor?

Yıldırım, bu nedenle bazı danışanlarını aile üyeleriyle birlikte seanslara alarak gencin dünyasının ebeveynleri tarafından da görülmesini ve anlaşılmasını sağlamaya çalıştığını belirtiyor.

Belki de bugün çocukların ve ergenlerin etrafında gördüğümüz estetik kalabalığını anlamanın en doğru yolu, onları seçtikleri akımdan çıkarmaya çalışmak değil. Bir dünyanın içinde ne aradıklarını sormak.

Haber Orijinal Kaynağı