Yılmaz, üreticinin sahada hissettiği tablonun piyasanın rahatladığını göstermediğini belirterek, yaşanan sürecin ardından sektörde oluşan tedirginliğin, çeşitli nedenlerle daralan ihracat ve pazarlama kanallarına yeni bir belirsizlik eklediğini söyledi.
Son günlerde Mersin’de sektör temsilcilerinin de ihracatçıların alımlarda daha temkinli davrandığını, ihracatın yavaşlamasının ürünün dalda kalma riskini artırdığını ifade ettiğini aktaran Yılmaz, Rusya-Ukrayna hattındaki lojistik ve güvenlik sorunlarının da bu tabloyu ağırlaştırdığını kaydetti.
Mersin’in Türkiye yaş meyve ve sebze ihracatının yaklaşık yüzde 23’ünü karşıladığını aktaran Yılmaz, Temmuz 2026’da yalnızca Mersin’den gerçekleştirilen yaş meyve-sebze ihracatının 60,6 milyon dolara ulaştığını belirtti. Böyle bir üretim merkezinde alım ve ihracat kanallarının yavaşlamasının ilk ve en ağır faturasının üreticiye çıktığını kaydetti.
Narenciyeden üzüme, şeftaliden sebzeye kadar 2026 yılı Mersin tarımının bilançosunun üretici açısından zaten ağır olduğunu belirten Yılmaz, çiftçinin ihtiyacının denetimsiz bir piyasa olmadığı gibi, korkudan ticaret yapılamaz hâle gelmiş bir piyasa da olmadığını söyledi. Hukukun işlemesi, denetim yapılması ve haksız kazançla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, bununla birlikte üreticinin ürününün de dalında bırakılmaması gerektiğini ifade etti. Piyasa durduğunda kaybedenin yalnızca tüccar ya da ihracatçı olmadığını belirten Yılmaz, en ağır bedeli bir yıl boyunca toprağa parasını, emeğini ve umudunu yatıran çiftçinin ödediğini kaydetti. Üreticiyi korumayan bir piyasa düzeninin de üreticiyi pazarsız bırakan bir tedbirin de sürdürülebilir olmasının mümkün olmadığını ifade etti.