Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
Google AdSense

Wide Skyscraper
(160x600)
BIST 100 9.874,20 +1.42%
DOLAR 32,845 -0.08%
EURO 35,638 +0.18%
ALTIN 2.622,40 +0.65%
1 Ekim 2026 | --:--:--
İstanbul --°C
Ankara --°C
İzmir --°C
Bursa --°C
Antalya --°C
Adana --°C
Trabzon --°C
Erzurum --°C
Gaziantep --°C
Eskişehir --°C
Voltah Haber
Google AdSense | Responsive Leaderboard Banner (728x90)

Yapay zekâ çağında düşünmenin sınıf siyaseti

Yapay zekâ çağında düşünmenin sınıf siyaseti

Modern kapitalizmde üniversite eğitimi, daha yüksek beceri, daha iyi iş ve daha yüksek gelir anlamına geliyordu. Financial Times’ın aktardığı bir araştırmanın bulguları bu varsayımın hızla zayıfladığını gösteriyor: ABD ve İngiltere’de işverenler giderek diplomadan çok belirli becerilere bakıyor. Üniversite eğitimi gerektirdiği düşünülen metin üretme, kodlama, veri analizi ve araştırma gibi bilişsel görevleri, artık yapay zekâ üstlenmeye başlıyor. FT farkında değil ama bu sorun işgücü piyasasının sınırlarını aşıyor.

ÜNİVERSİTENİN ÇELİŞKİSİ 

Üniversite bir taraftan kapitalizmi yeniden üreten işgücünü ve organik entelijansiyayı yetiştirirken diğer taraftan “Bu bilgi doğru mu?”, “Neden bu soruyu böyle soruyoruz?”, “Kimin çıkarına?”, “Başka türlü bir toplum mümkün mü?” gibi “insan merkezli” soruları soracak öznellikleri de yetiştirir. Sosyal bilimler de tarihsel bilinç, sınıf ilişkileri, iktidar, mülkiyet, ideoloji, devlet, eşitsizlik üzerine düşünmeye olanak verecek kavramların edinilmesini; adalet konusunda düş kırıklığına uğrayanların siyasete, din konusunda düş kırıklığına uğrayanların felsefeye yönelmesini kolaylaştırır.

Ancak üniversite piyasanın ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlandığında “istihdam edilebilirlik”, “beceri”, “verimlilik” ve ölçülebilir ekonomik getiri temel kriterler haline geldiğinde, eğitim giderek toplumu anlamaktan çok işgücü piyasasına uyum sağlamaya indirgenir.

Devletlerle özellik güvenlik alanında çalışan teknoloji şirketi Palantir’in üniversite mezunları yerine genç yetenekleri doğrudan seçip şirket içinde eğitme girişimi FT’nin verdiği çarpıcı, semptomatik bir örnek. Palantir’in sahibi Peter Thiel’in ırkçı faşist dünya görüşü, üniversiteye yönelik açık eleştirileri düşünüldüğünde, bu örneği “diplomasız yetenek keşfi” olarak okunmak zor. Palantir’in niyeti bir yana, burada karşımıza kurumsal olarak çok daha önemli bir soru çıkıyor: Genç insanın eğitimini giderek üniversiteden şirketin kendisine aktarırsak, onu yalnızca bir işçi olarak mı eğitmiş oluruz yoksa aynı zamanda belirli bir şirket ideolojisinin öznesi olarak mı kurarız?

Louis Althusser’in “interpellation” (özneleştirme) kavramıyla söylersek ideoloji insanlara yalnızca birtakım fikirler “öğretmez”; onları belirli toplumsal öznelere çağırır. “Sen başarılı bir gençsin. Sen yeteneklisin. Sen girişimcisin. Sen meritokrasi sayesinde yükselebilirsin.” Bu çağrı, kişiyi kendi konumunu şirketin değerlerini paylaşan bireysel bir başarı projesi olarak görmeye yöneltebilir. İşçi artık kendisini sermaye ile karşıt çıkarları bulunan bir sınıfın üyesi olarak değil, şirketin başarısıyla kendi başarısını özdeşleştiren bir “yetenek” olarak algılar.

Üniversite eğitiminin ideolojik açıdan tarafsız olduğunu söylemek elbette mümkün değil. Ancak üniversitenin çoğul yapısı, farklı disiplinler ve birbirleriyle çatışan düşünce gelenekleri, bireye kendi toplumsal konumunu sorgulayabileceği bir alan açabilir. Şirket eğitiminde, performans değerlendirmesi, kariyer ve gelir aynı kurumsal yapının kontrolündedir; böylece eğitim ile ideolojik interpellation arasındaki mesafe daralabilir.

KRİZ DÖNEMLERİNDE...

Ekonomik kriz derinleştiğinde insanların “Neden yeterince başarılı olamadım” sorusundan “Bu sistem neden böyle işliyor” sorusuna geçmeleri, bireysel başarısızlıkla yapısal sorunu birbirinden ayırmaları gerekir. Eleştirel düşünme tam da bu geçişi mümkün kılar. Ancak YZ eleştirel düşünmeye duyulan ihtiyacı artırırken aynı teknolojik dönüşüm eğitim kurumlarını piyasanın ve şirketlerin ihtiyaçlarına daha fazla bağlamaya başlıyor.

Aslında, sermaye açısından, eleştirel düşüncenin tamamen ortadan kalkması gerekmez. Eleştirel düşüncenin üretkenlik için gerekli olan kısmını korumak fakat toplumsal eleştiriye dönüşebilecek kısmını etkisizleştirmek yeter.

Böylece, iyi mühendis, işçi ya da yönetici, işletme ekosistemi dışındaki sorunları görse bile sorgulayacak kavramlardan, bilişsel modellerden yoksun kalabilir. YZ çağındaki sınıf mücadelesinin yeni boyutlarından biri de budur.

Sermaye için daha iyi çalışan insanlar mı yetiştireceğiz, yoksa gerektiğinde sermayenin kendisini de sorgulayabilen yurttaşlar mı?

Haber Orijinal Kaynağı