İstanbul açıklarında, her gün binlerce insanın vapurla yanından geçtiği ama varlığından çok az kişinin haberdar olduğu devasa bir sır saklı. Prens Adaları olarak bilinen adalar grubunun aslında 9 değil, 10 üyeden oluştuğunu biliyor muydunuz? Küçükyalı ve Maltepe sahillerinin tam karşısında, Marmara Denizi'nin karanlık sularında kaderine terk edilmiş bir batık ada yatıyor.
İSTANBUL'UN 10. ADASI BİR DEPREMLE SULARA GÖMÜLDÜ
İstanbul, milattan sonra 1010 yılında, tarihinin en yıkıcı depremlerinden birini yaşadı. Günlerce süren sarsıntılar şehri yerle bir ederken, deniz ortasındaki Vordonisi Adası üzerinde bulunan görkemli manastırla birlikte sadece birkaç dakika içinde sulara gömüldü.
Bizans döneminde din adamlarının sürgün yeri olan ve patriklerin yaşadığı bu ada, o günden sonra bir daha hiç gün yüzü görmedi.
İKİ DÜŞMAN PATRİK VE "İKİZ MANASTIRLAR" HİKAYESİ
Adanın en büyük tarihi önemi, Bizans dönemindeki iki büyük dini liderin güç savaşına sahne olmasıydı:
• Patrik Fotios (Photius): Dönemin güçlü imparatorluk figürlerinden Fotios, adaya Vordonisi Manastırı'nı yaptırır. Ancak daha sonra Vatikan ve saray ile ters düşerek kendi yaptırdığı bu adaya sürgün edilir ve 891 yılında burada ölerek manastırın bahçesine gömülür. Yani Fotios'un kayıp mezarı şu an Marmara Denizi'nin dibindedir.
• Patrik Ignatios: Fotios'un can düşmanı olan eski patrik Ignatios ise tam karşı kıyıya, bugün Küçükyalı'da karada kalıntıları bulunan Satyros Manastırı'nı yaptırmıştır.
Koç Üniversitesi ve Salerno Üniversitesi'nden arkeologların (Dr. Alessandra Ricci gibi) yaptığı çalışmalara göre, su altındaki Vordonisi Manastırı ile karadaki Satyros Manastırı mimari olarak birbirinin birebir ikizidir.
(Görsel: Küçükyalı, Satyros Manastırı)
ASIRLAR SONRA ESKİ HARİTALARDAN BULUNDU
Ada sulara gömüldükten sonra Osmanlı döneminde denizciler buraya "Höreke", "Bostancı Kayalıkları" veya "Manastır Kayalıkları" diyerek sadece teknelerin çarpmaması gereken bir sığlık gözüyle baktılar.
Unutulan bu adanın bir şehir efsanesi değil, gerçek bir ada olduğunu kanıtlayan kişi ünlü tarihçi Prof. Dr. Semavi Eyice oldu.
Eyice, 1950'li yıllarda Fener Rum Patrikhanesi'nin arşivlerinde yer alan M.S. 500'lü yıllara (Erken Bizans dönemi) ait yazılı metinlerde ve harita gravür çizimlerinde adanın açıkça çizildiğini ve adının Vordonisi olduğunu fark ederek adayı resmi akademik kayıtlara geçirdi.
TARİHİ MANASTIRIN İZLERİ HALA ORADA
Yüzyıllar boyunca bir şehir efsanesi olarak dilden dile dolaşan batık ada, son yıllarda yapılan su altı arkeoloji araştırmaları ve havadan çekilen drone görüntüleri sayesinde yeniden keşfedildi. Deniz yüzeyinin yaklaşık 4-5 metre altından başlayan ada kalıntıları, bugün varlığını devasa bir resif ve kaya grubu olarak sürdürüyor.
Profesyonel dalgıçların su altına yaptığı keşif turlarında, bin yıllık manastırın duvar kalıntılarına ve o döneme ait tuğlalara hala rastlamak mümkün.
ŞEHRİN DEPREM TARİHİNE IŞIK TUTUYOR
Tarihçiler ve jeologlar, Vordonisi'nin batış hikayesinin sadece geçmişe değil, İstanbul'un deprem geleceğine de ışık tuttuğunu belirtiyor. Adanın jeolojik yapısı, Marmara Bölgesi'ndeki fay hatlarının bin yıl önce nasıl bir kırılma yaşadığını canlı bir laboratuvar gibi gözler önüne seriyor.
Bugün koruma altına alınması ve su altı turizmine kazandırılması planlanan bu kayıp dünya, Marmara'nın dibinde keşfedilmeyi bekleyen en büyük gizemlerden biri olmaya devam ediyor.
DİĞER ADALAR DURURKEN NEDEN SADECE VORDONİSİ BATTI?
İstanbul'un bilinen diğer tüm adaları (Büyükada, Heybeliada vb.) sert granit kayalıklar üzerindedir. Ancak jeolojik araştırmalar, Vordonisi'nin tamamen alüvyon bir tabakadan (gevşek toprak ve dolgu zemin) oluştuğunu ve zemin sıvılaşması sebebiyle sulara gömüldüğünü göstermiştir.
Bazı jeologlar (örneğin Prof. Dr. Şener Üşümezsoy), adanın tek bir depremle değil, o bölgeden geçen ikincil fay hatlarının kırılmasıyla birkaç deprem dizisi sonucu aşama aşama çökmüş olabileceğini de savunmaktadır.
BUGÜN NEREDE VE NE DURUMDA?
• Konumu: Maltepe sahilinin yaklaşık 700 metre, Bostancı-Küçükyalı sahillerinin ise 3 km açığındadır. Aslında tek bir kütle değil, iki büyük adacıktan (Büyük ve Küçük Vordonos) oluşur.
• Uydudan Görünüyor: Deniz trafiği için büyük tehlike oluşturduğundan üzerinde bir deniz çakarı (fener duba) bulunur. Suyun net olduğu günlerde Google uydularından bakıldığında deniz altındaki iki parçalı ada silüeti ve sığlıklar açıkça seçilebilmektedir.
• Su Altı Arkeopark Projesi: Düzce Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Doç. Dr. Ahmet Bilir önderliğinde) adada sistematik su altı yüzey araştırmaları gerçekleştirmiştir. Bölgenin koruma altına alınması, kaçak trol avcılığının önlenmesi ve buranın bir Su Altı Arkeoparkı haline getirilerek UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne sunulması için çalışmalar yürütülmektedir.
Peki, İstanbul'un meşhur 7 tepesinin hangileri olduğunu biliyor musunuz?
İstanbul'da yaşayan veya şehri ziyaret eden hemen herkes, Çamlıca Tepesi'ni bu meşhur 7 tepeden biri zanneder. Oysa Çamlıca, coğrafi olarak şehrin yüksek bir konumunda olsa da tarihi "Yedi Tepe" listesinde yer almaz.
Aslında Hepsi Tarihi Yarımadada!
Halk arasında sık sık şehrin en yüksek seyir noktalarıyla karıştırılsa da İstanbul'un efsanevi yedi tepesi, aslında tamamen Tarihi Yarımada surları içerisinde kalan coğrafi yükseltileri temsil ediyor.
Neden Bu İsim?
Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis kurulurken Roma'nın yedi tepeli yapısına öykünerek belirlenen bu noktalar, fetihten sonra Osmanlı mimarisinin şaheserleriyle taçlandırıldı.
İstanbul'un gerçek 7 tepesi aslında Sarayburnu'ndan Edirnekapı'ya kadar uzanan ve her birinin zirvesinde kentin kimliğini belirleyen selatin camileri ile anıtların yer aldığı İstanbul'un kadim tepeleri… Bizans'ın kiliselerine karşılık
İşte İstanbul'un gerçek yedi tepesi:
1. Tepe (Sarayburnu): Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camii
2. Tepe (Çemberlitaş): Nuruosmaniye Camii ve Çemberlitaş Sütunu
3. Tepe (Beyazıt): Süleymaniye Camii, İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü ve Beyazıt Kulesi
4. Tepe (Fatih): Fatih Camii (Kentin dördüncü yükseltisi)
5. Tepe (Yavuz Selim): Yavuz Sultan Selim Camii ve Haliç manzarası
6. Tepe (Edirnekapı): Mihrimah Sultan Camii (Tarihi sur içinin en yüksek noktası)
7. Tepe (Kocamustafapaşa / Cerrahpaşa): Haseki Külliyesi ve Cerrahpaşa bölgesi